Cengiz Aktar
May 14 2018

Günümüz Chamberlain’leri otokratları yatıştırmakla kalmıyor silah da satıyor

Pazar günü başlayan üç günlük resmî İngiltere ziyaret sırasında Cumhurbaşkanı Kraliçe ile görüştü Salı günü de Başbakan Theresa May ile görüşecek. Ziyaret, 2011'den bu yana iki ülke yetkilileri arasında yıllık olarak yapılagelen Tatlıdil Forumu adlı bir toplantıyı takiben ve muhtemelen bu toplantının tetiklemesiyle gerçekleşiyor.

Hem bu ziyaret hem de yıllık Tatlıdil toplantısının zamanlamaları anlamlı. İngiltere’nin her kim olursa olsun ticaret yapma kaygısı taşıdığı Brexit kargaşasında olduğu ve Türkiye’de olağanüstü hâl ortamında erken meclis ve başkanlık seçimleri için kampanya yapıldığı bir zamana denk geliyor. Türkiye’nin muktedirinin, Avrupa’da bir tür istenmeyen adam olduğu için bu davete önem atfettiği açık.

Britanya 15 Temmuz 2016’daki darbesinden bu yana rejimin icraatı konusunda en “anlayışlı” yabancı ülke oldu. Majestelerinin hükümeti, Dışişleri Bakanlığı ve Britanyalı diplomatlar Ankara’ya yönelik olarak oldukça uyumlu bir duruş sergiledi.

Hiçbir şey Londra’yı heyecanlandıramadı: Darbenin ardından binlerce Türkiye vatandaşına karşı uygulanan sert ve yasadışı önlemler, o tarihten beri devam eden baskılar, Kürd siyasetçilerin kaderi, medya ve ifade özgürlüğü, Ortadoğu'daki cihatçılarla devam eden şüpheli ilişkiler, Suriye Kürd toprağının işgali, Rusya'dan silah alınmasıyla oluşan yeni eksen, casusluk olayında Türkiye’nin İngiltere ile dayanışma göstermeden imtina etmesi…

Britanya hükümet yetkilileri sadece olan bitenden etkilenmemekle kalmadı, aynı zamanda uluslararası alanda rejimin savunucuları oldular. Unutmayalım ki, Brexit'ten önce Londra AB kriterleriyle büyük uyuşmazlık göstermesine rağmen Ankara’nın, AB üyeliği konusunda en büyük destekçisiydi. Türk diplomasisi de AB üyeliği için yıllarca İngiltere’ye güvendi ancak İngilizlere göre Moğolistan’ın bile AB’ye katılması gerekirdi!

Duygusal ve çok konuşan eski Büyükelçi Richard Moore’un izinden giden İngiltere’nin yeni Ankara Büyükelçisi Dominick Chilcott Ankara’da şöyle diyor:

“Darbe planlayıcılar için İngiltere'nin güvenli bir sığınak olmasını istemeyiz”.

İşitince, meşhur bir darbe planlayıcısı hatta darbe lideri olan Kenan Evren Paşa’nın 13 Temmuz 1988’de Londra’da Kraliçe tarafından nasıl ağırlandığını hatırlamadan edemedim.

Britanya büyükelçileri her şeyi elbette milletvekillerinden daha iyi biliyorlar. 25 Mart 2017 tarihli raporunda Avam Kamarası Dış İşleri Komitesi şöyle diyor oysa:

“Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'de darbe girişiminin arkasında kim olduğu konusunda veya Türkiye’nin darbe girişimden sorumlu olduğunu söylediği sürgündeki Türk İslami vaizi Fethullah Gülen’in takipçileri olan ‘Gülenciler’ hakkında çok az şey biliyor.

Türk hükümetinin Dışişleri Bakanlığı’nın yüzeysel olarak kabul etmeye istekli göründüğü Gülenciler hakkındaki iddialarının kamuya açık maddi kanıtlarla ispatlanamadığını veya aynı standartlara göre çürütülemediğini de tespit ettik.

Daha geniş bir ifadeyle, Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye hükümetinin darbe girişimi karşısında uygulanan önlemlerin tehdidin büyüklüğü karşısında haklı olduğu imasında hemfikir değiliz.”

Boş verin! Türk hükümetini yatıştırmak her zaman karlı oluyor, hem bu kez ödül de kazanılıyor.

Middle East Eye tarafından basılan bir rapor bunu net bir şekilde açıklıyor: Darbe girişiminden bu yana İngiltere’nin Türkiye’ye gerçekleştirdiği silah satışı askeri elektronik veriler, zırhlı araçlar, küçük silahlar, mühimmat, füzeler, dronlar, uçaklar ve helikopterlerden müteşekkil ve 667 milyon dolar civarında.

 

Erdoğan

 

Ayrıca, Erdoğan'ın Türk yapımı bir savaş uçağı yapma planını yerine getirmesi için BAE Systems ile yapılmış 135 milyon dolarlık bir anlaşma da bulunuyor.

Bu anlaşma, Mayıs 2017'de askeri teknoloji transferini kolaylaştırmak için bir “açık lisans” adı altında imzalandı ve duyumlara göre Britanya yetkilileri şimdi ihaledeki motor sözleşmesinin Rolls-Royce'a verilmesini zorlayarak sözleşmeyi genişletmek istiyor.

Ancak bu utanç verici ticaret bir şekilde gizli. Saygıdeğer Financial Times gazetesinin ziyaret hakkındaki haberi, iki ülke arasında ticarette en önemli kalemleri hatırlatıyor: Mekanik güç jeneratörleri, otomobiller, metal cevherleri, ilaçlar, organik kimyasallar, demir ve çelik, özel makineler, uçak ihracatı. Silah yok!

Yukarıda anılan Middle East Eye makalesinde sözlerinden alıntı yapılan İşçi Partisi Milletvekili Lloyd Russell-Moyle ise şunu hatırlatıyor:

“Theresa May idaresinde 10 Downing Street, aynı zamanda en büyük silah müşterilerimiz olan dünyanın en büyük tiranları için döner bir kapı haline geldi.”

Sanki Chamberlain ve onun Fransız hempası Daladier, 1938 Eylül'ünde Münih’te Hitler'e, birkaç ay önce gerçekleşmiş olan Anschluss’un ardından silah satmış gibi.

“Münih 1938” Avrupa tarihine politik, askeri ve diplomatik bir felaket olarak geçti. Uluslararası ilişkiler tarihi, 1938'de Münih'teki gibi diktatörleri yatıştırma ve onlara taviz verme politikalarının işe yaramaz oldukları kadar tehlikeli olduklarını da göstermiştir.

Bugün, Münih Ruhu tam bir hızla ilerlemekle kalmıyor, aynı zamanda, Birleşik Krallık'ın da aralarında olduğu dünyanın en büyük silah tüccarı ülkeler, parası ödendiği sürece otokratlarla anlaşmaktan hiç çekinmiyorlar.

Peki, Birleşik Krallık'ta kimler hala görünüşte var olan milli fikir birliğini protesto etmeye cesaret etti?

Şunları yazan dokuz Avam Kamarası milletvekili misalen:

“Bu Meclis şu anda Türkiye'de olağanüstü hal koşullarında yapılmakta olan genel seçimler ışığında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İngiltere'ye yaptığı ziyaretle ilgili olarak çok endişe duymakta olup; BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin iktidar partisine karşı muhalif görüşlerin ve meydan okumaların çok şiddetli bir şekilde cezalandırıldığı bir ortamda nasıl inandırıcı seçimlerin yapılabileceğini hayal etmenin zor olduğuna ve demokratik özgürlükler ve hukuk devletinin aşındığı bir ortamda yapılan seçimlerin meşruluğunun sorgulanacağına yönelik açıklamasıyla bağlantılı olarak, Türkiye Hükümetini anayasal düzene dönmeye, temel haklara saygı göstermeye, uluslararası seçim gözlemcilerine izin vermeye ve seçime katılan tüm politikacılara özgürce kampanya yapma ve ana akım medyada benzer şartlarda yer bulma hakkını vermeye davet ederek Hükümet’e Türk Cumhurbaşkanı’nın ziyareti sırasında bu konuları acil bir konu olarak gündeme getirmesi çağrısında bulunur.”

PEN İngiltere, Index on Censorship, Uluslararası PEN International, Sınır Tanımayan Gazeteciler, Karikatürist Hakları Ağı (CRNI), Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ), Global Editörler Ağı, Güneydoğu Avrupa Medya Organizasyonu (SEEMO), Avrupa Basın ve Medya Özgürlükleri Merkezi (ECPMF) ve IFEX hem Türkiye’de hem de İngiltere’deki yetkililere sert mesajlar verilmesi çağrısında bulundu.

Ve 15 Mayıs Salı günü sabah 9-11 saatleri arasında Downing Street’teki Başbakanlık Binasının önünde bir protesto olacak.

Bu arada ticaret devam edecektir, ondan hiç şüphemiz yok…